Medineli Ensâr’dan olup çok şerefli bir sahabedir. Takriben Miladi 612 yılında Medine’de doğdu. Benî Hârise’den olan Berâ bin Âzib’in künyesi, Ebû Ammâre veya Ebû Amr’dır.
Sahabe Berâ Bin Âzib

Sahabe Berâ Bin Âzib Kimdir

Baba Adı : Âzib bin Hâris el-Evsi.
Anne Adı : Ümmü Hâlid veya Habibe bint-i Ebu Habibe
Doğum Tarihi ve Yeri : Takriben Miladi 612 de Medine’de doğdu.
Ölüm Tarihi ve Yeri : Hicri 72. Miladi 692 yılında seksen küsür yaşlarında iken Kûfe’de vefât etti. Kabri Kûfe’de dir.
Fiziki Yapısı : Orta boylu, yakışıklı bir zattı.
Eşleri : Bilgi yok.
Oğulları : Yezid, Ubeyd, Yunus, Âzib, Yahya, Rebi, Suveyd, Lût.
Kızları : Ümmü Abdullah.
Gavzeler : Bedir, Uhud, Hendek, Hudeybiye, Hayber, Mekke Fethi, Huneyn, Tâif gibi birçok seferlere iştirak etti.
Muhacir mi Ensar mı : Ensâr’dan dır.
Rivayet Ettiği Hadis Sayısı : 305 tane.
Sahabeden Kim ile Kardeşti : Bilgi yok.
Kabile Neseb ve Soyu : Berâ bin Âzib bin Hâris bin Adiy bin Çüşem bin Mecdea bin Hârise bin el-Hâris bin Amr bin Mâlik bin Evs el-Ensariy el-Evsi dir.
Lakap ve Künyesi : Ebû Ammere, Ebû Amr, Ebû ümame
Kimlerle Akraba idi : Sahabe’den Âzib bin Hâris’in oğlu, Ubeyd bin Âzib’in de kardeşidir.

Sahabe Berâ Bin Âzib Hayatı

Medineli Ensâr’dan olup çok şerefli bir sahabedir. Takriben Miladi 612 yılında Medine’de doğdu. Benî Hârise’den olan Berâ bin Âzib’in künyesi, Ebû Ammâre veya Ebû Amr’dır. Ensâr’dan Ebû Bürde bin Niyar, Berâ bin Âzib’in kabilesinin halifi idi. Berâ bin Âzib, Resûlullâh’ın Medine’ye hicretinden önce Medine-i Münevere’ye hicret eden bir çok Muhacir’in Sahabeler ile görüşerek onlardan dînin hükümlerini öğrendi. Bu öğrenme olayını kendisi şöyle anlatmaktadır:

“-Resûlullâh’ın Ashâbı’ndan Medine’ye ilk gelen zât Mus’ab bin Umeyr ile Abdullah bin Ümmü Mektûm idi. Bunlar bize Kûr’ân öğreti-yorlardı. Daha sonra Ammâr ile Bilâl ve Sa’d geldiler. Daha sonra da Ömer bin Hattab ile yirmi kişi geldi. Nihayet Resûlullâh (s.a.v) geldi.

Medine Halkı Ömürlerinde Bu Kadar Sevinmemişlerdi

Medine Halkı Ömürlerinde Bu Kadar Sevinmemişlerdi

Resûlullâh geldi!”diye birbirlerine Resûlullâh’ın gelişini müjdele-diklerini gördüm. Resûlullâh’ın gelişinden sonra kendilerinde Sebbihisme rabbikel â’lâ” sûre-i şerifesini öğrendim 
Berâ bin Âzib (r.a) Medineli Ensâr’dan idi. Babası Âzib bin Hâris Müslüman ve sahabi idi. Dolayısiyle o da küçük yaşta Müslüman olmuştu. Berâ (r.a) İslâm dâvâsının çok kahraman bir mücâhidiydi. Yaşının küçük olmasına rağmen birçok arkadaşı ile birlikte Bedir Savaşı’na çıkan orduya katıldı. Ancak Resûlullâh (s.a.v) yolda orduyu durdurdu, teftiş etti. Yaşı küçük olan birçok kişi ile birlikte onu da geri çevirdi. Berâ (r.a), buna çok üzüldü. Fakat Uhud Savaşı’ndan itibaren Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte bütün savaşlara iştirak ederek büyük kahramanlıklar gösterdi.
 

Ber’a bin Âzib’ın Resûlullâh'a Sevgisi

Ber’a bin Âzib’ın Resûlullâh (s.a.v)’in yanında ayrı bir yeri vardı. Onu çok severdi. Zaman, zaman kendisine bazı tavsiyelerde bulunurdu. Bir defasında ona şöyle demişti Yatacağın zaman önce abdest al, sonra sağ tarafına uzanıp yat ve şöyle duâ et. Allâh’ım, sana teslim oldum. İşimi de sana havale ettim. Seni sevdiğim ve senden korktuğum için Sana dayandım. Ancak Sana sığınır, kurtuluşum da sendedir. İndirdiğin Kitaba ve gönderdiğin Peyğambere iman ettim!”de. Eğer, böyle hareket edip o gece ölürsen, Müslüman olarak ölmüş olursun. Öyleyse son sözlerin bunlar olsun!”
Berâ (r.a), diğer Sahabeler gibi sünnete çok bağlıydı. Her hareketin-de sünnete uymayı esas alırdı. Bir defasında biri ile karşılaşmıştı. Onun elini sıktı, gülümsedi, sonra da,
Niçin gülümsediği mi biliyor musunuz?”diye sordu.
O zât bilmediğini söyleyince de; bunun sebebini şöyle izah etti:

Ber’a bin Âzib’ın Resûlullâh'ı Anlatması

Ber’a bin Âzib’ın Resûlullâh'ı Anlatması

“-Bir gün Resûlullâh (s.a.v) ile karşılaşmıştım. Elimi mübarek eline aldı, sonra da gülümsedi. Bana niçin gülümsediğimi sordular. Ben, biraz önce sizin verdiğiniz cevabı verdim. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdu İki Müslüman birbiriyle karşılaştıklarında musafaha yaparlar, Allâh’a Hamd edib istiğfarda bulunursa, Allâh’da onları affeder!”
Berâ bin Âzib, namaz kılarken safların doğru ve düzenli olmasına çok ehemmiyet verir, sık, sık bunun faziletlerinden bahs ederdi. Niçin böyle yaptığını ise şöyle izah ederdi  
Resûlullâh (s.a.v) namaza kalktığımız zaman eli ile göğüslerimize dokunur, safları düzeltir, sonra da şöyle buyururdu Saflarınız bozuk olmasın. Sonra o bozukluk kalblerinize gider!”
Berâ (r.a) kendisi Sünnet-i seniye’ye uyduğu gibi, çocuklarını da öyle yetişmesi için ğayret sarf ederdi. Zaman, zaman onları toplar, hadis öğretirdi. Kendisinden birçok hadis rivâyet eden oğlu Yezid, bununla ilgili şöyle bir hatırasını naklediyor:

Bir gün babam bizi topladı şöyle dedi

Gelin size Resûlullâh (s.a.v)’ın nasıl abdest aldığını öğreteyim. Çünkü sizinle bundan sonra ne kadar beraber olacağımı bilmiyorum Berâ (r.a), Sahabelerin âlimlerindendi. Müslümanlar anlayamadık-ları meseleleri ona sorarlardı. Berâ (r.a) sâdece hadislerin izahını değil, tefsir ve fıkhı da bilirdi. Bir defasında,Kendinizi ellerinizle tehlikeye atıyorsunuz!” meâlindeki âyet söz konusu oldu. Mecliste bulunanlardan birisi Müşriklere hamle yapan biri kendisini tehlikeye atmış olur mu?” diye sordu. Berâ (r.a) şu cevabı verdi.
Hayır, çünkü Cenab-ı Hak, Allâh yolunda savaşmayı emrediyor. Bu sebeble bizler Allâh yolunda cihad etmeye memuruz. Âyetteki tehli-keden maksat parayı biriktirib Allâh yolunda harcamamaktır!”

Berâ (r.a), 'ın Mütevâzılığı

Berâ (r.a), 'ın Mütevâzılığı

Berâ (r.a), son derece mütevâzı idi. İyi bilmediği meseleleri cevapla-maktan kaçınır, rahatlıkla Bilmiyorum” diyebilirdi. Veya kendisinden daha bilgili olduğuna inandığı birine havâle ederdi. Bir defasında kendi-sine bir soru sorulmuş. O soruyu Zeyd bin Erkam (r.a)’a havâle etti.Ona sor, çünkü o, benden daha hayırlı ve bu işi benden daha iyi bilir!”dedi.
Berâ (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’den 305 hadis rivâyet etti. Bir kaçının meâli şöyledir
Resûlullâh (s.a.v) bize yedi şeyi emredib, yedi şeyi de yasakladı.

“-Resûlullâh (s.a.v) Bize Yedi Şeyi Emretti

1-Cenazeye katılıb arkasından kabre kadar gitmek,
2-Hasta ziyareti yapmak,
3-Dâvete katılmak,
4-Haksızlığa uğrayana yardım etmek,
5-Yeminin gereğini yerine getirmek,
6-Selâm verenin selâmını almak,
7-Aksırdığında, Elhamdülillâh diyen kimseye Yerhamükellâh diye duâ etmek.

Yasakladıkları 

1-Gümüş kap kullanmak,
2-Altın yüzük takmak,
3-İpek,
4-Atlas,
5-ibrişimli elbise,
6-Kalın ipek,
7-İpek yatak kullanmak

Allâh birinci safı dolduranlara rahmet eder. Melekler de onlar için duâ eder. Safları doldurmak için atılan bir adımdan Allâh rızasına daha yakın başka bir adım yoktur
Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte Ensâr’dan birisinin cenâzesine katıl-mıştık. Cenaze defnedileceği sırada kabristana vardık. Resûlullâh (s.a.v) oturdu. Biz de, sanki başımızda bir kuş varmışçasına sessiz ve sakin bir şekilde oturduk. Resûlullâh (s.a.v) elindeki bir sopa ile yeri çiziyordu. Başını kaldırdı. İki ve üç defa 
Kabir azabından Allâh’a sığınırım!”dedikten sonra şöyle buyurdu:

“-Mü’min Kabre Konulduğunda

Mü’min kabre konulduğunda, dostları dönüp gittiği ve onların ayak sesleri henüz işitildiği sırada iki melek gelir. Onu oturturlar ve aralarında şu konuşma geçer
Rabb’in kimdir?
Rabbim Allâh’dır!
Dinin nedir?
Dinim İslam’dır
Size doğru yola çağırmak üzere Allâh tarafından gönderilmiş olan zât kimdir?”
O zât, Allâh’ın Resulüdür!
Bunu nereden öğrendin?
Allâh’ın kitabını okuyup, ona iman ettim ve onun doğruluğunu kabul ettim!
İşte, Allâh’ın
Allah iman edenleri, dünya hayatında da, âhirette de o sağlam kelime-i tevhit ile sabit kılar!

Onu Cennette Lâyık Bir Şekilde Yerleştirin

Onu Cennette Lâyık Bir Şekilde Yerleştirin

Âyetinin mânâsı budur. Sonra gökten bir ses gelir Kulum doğru söyledi. Onu Cennette lâyık bir şekilde yerleştirin. Ona Cennet elbiseleri giydirin. Ona Cennete bakan bir kapı açın!
Ve, ona Cennetin rahatlığı ve güzelliği bahşedilir. Kabri gözünün gördüğü mesafeye kadar genişletilir.
Eğer ölen kâfir veya münâfık ise, kabre konulduğu zaman ruhu bedenine iâde edilir. İki melek gelir, onu oturturlar ve aralarında şu konuşmak geçer
Rabb’in kimdir?
Hı, hı? Bilemiyorum
Dinin nedir
Hı? Bilemiyorum
Size, doğru, doğru yola çağırmak üzere Allah tarafından gönde-rilmiş olan zât kimdir
Hı hı? Bilemiyorum.

Sonra Gökten Bir Ses Gelir

Bu yalan söyledi. Ona Cehennemde yaraşır bir yere hazırlayın. Ona Cehennem elbiseleri giydirin. Ve, ona Cehenneme bakan bir kapı açın!” Sonra Cehennem ateşinin sıcaklığı ve kavurucu rüzgârı gelir. Kaburga kemikleri birbirine geçinceye kadar kabri daraltılır. Daha sonra onu başına kör ve dilsiz bir zebânî musallat edilir. Onun demirden bir tokmağı vardır ki, dağa vurulsa, dağı toz toprak haline çevirir.
Bu zebânî ona bu tokmakla öyle bir darbe indirir ki, insan ve cinlerin dışında; doğuda, batıda, dünyanın her tarafında bulunan bütün varlıklar bu dehşetli darbeyi işitir. Ve o şahıs toprak haline döner. Sonra ruhu tekrar iâde edilir!“ bu şekilde işkence devam edip gider!

Berâ bin Âzib Anlatıyor

Resûlullâh (s.a.v)’ın yanında oturuyorduk Resûlullâh (s.a.v)
İslam’ın hangi esası daha sağlam?” diye sordu. Oradakiler 
Namaz dediler. Güzel, ama o değil!”buyurdu.
Öyleyse Ramazan orucu!”dediler
O da değilse, cihaddır!”diye karşılık verdiler.
O da iyidir, fakat değildir!”buyurdu ve devamla, dedi ki.
İslâm’ın en sağlam bağı Allâh için sevib, Allâh için buğz etmek.

Berâ bin Âzib anlatıyor :

Berâ bin Âzib anlatıyor :

Resûlullâh (s.a.v)’a bir mesele hakkında bir şey sormak istedim. Fakat heybet ve azametin den çekindiğim için iki sene soramadım!Berâ bin Azib (r.a) anlatıyor Hudeybiye musalahasın da bin dört yüz kişi idik. Hudeybiye bir kuyunun adıdır. Kuyuda tek damla su bırakmadan çektim. Bunu üzerine Resûlullâh (s.a.v), kuyunun kenarına oturarak su istedi. Suyu gargara yaparak ağzı ile kuyuya püskürttü. Çok geçmeden kuyu su ile doldu, kanıncaya kadar içtik. Hayvanlarımızı da suladık!” 
Seleme bin Ekva’da demiştir ki
Biz, Resûlullâh (s.a.v)’ın maiyetinde Hudeybiye ye geldik. Biz, o gün, yüzer kişilik on dört bölüktük. Kuyunun yanında, henüz suya kandırmadığımız elli kadar koyun da, vardı. Resûlullâh (s.a.v) kuyunun kıyısına oturup dua etti ve kuyuya su püskürünce, kuyunun suyu yükseldi. Biz, ondan hem hayvanları suladık, hem de kendimiz su aldık!” 

Ber’a bin Azib Katıldığı Savaşlar

Ber’a bin Azib sırasıyla Uhud, Hendek Ğazvesi’nde bulunmuş ve arkasından Hudeybiye muahadesine iştirak ederek bîat-ı Rıdvân’da bulun-muştur. Geri döndüğünde Hayber Ğazvesi’ne iştirak etmiştir.
Mekke’nin fethine bütün kabilesi ile iştirak eden, Berâ bin Âzib, buradan Huneyn Ğazvesi’ne de iştirak ederek son derece fedâkarlık göstermiştir. Bir gün Berâ bin Âzib, Huneyn Ğazvesi’ni anlatırken orda bulunanlardan biri
Huneyn Ğazvesi’nde Resûlullâh’ın Ashâbı olduğunuz halde O’nun etrafından firar ettiniz!”dediğinde, bu söze çok kızan Berâ (r.a), adamı şiddetle tekzip etmiştir.

Kays kabilesinden bir adam Ber’a bin Âzib(r.a)’a

“-Huneyn Savaşı’nda Resûlullâh (s.a.v) kaçmadı. Hevazinliler ok atıyorlardı. Biz saldırınca dağıldılar. Bunu üzerine biz, ğanimet toplamaya koyulduk. Hevazinliler bizi ok yağmuruna tutular. Resûlullâh (s.a.v)’ı beyaz katırı üzerinde, Ebû Süfyân bin Hâris, yularından tutmuş yederken gördüm. Şöyle söylüyordu
Ben Peygamberim, yalanım da yok!” diye cevap verdi.

Başka Bir Rivayete de Şöyledir

Başka Bir Rivayete de Şöyledir

Ben Peygamberim! Yalanım da yok! Ben Abdülmuttalib’in torunu yum!”
Ber’a dan gelen bir başka rivayette de şöyledir
Sonra, Resûlullâh (s.a.v) bineğinden indi, şöyle diyerek Allâh’dan yardım istedi:Ben Peygamberim! Yalanım da yok! Ben Abdülmuttalib’in torunuyum! Allâh’ım bize yardım gönder!”
Savaş kızıştığı zaman biz, Resûlullâh’dan cesaret alırdık. Çünkü o cesaret örneğiydi

Berâ bin Âzib in Yemeğe Gitmesi

Huneyn’den sonra, Tâif Muhasarası’na iştirak eden Berâ bin Âzib, Vedâ Haccı’ndan önce, Hâlid bin Velid ile birlikte Yemen’e gitti. Sonra Hâlid bin Velid geri çağrılarak yerine Hz.Ali gönderildi. Bilâhare Hz.Ali ile birlikte Berâ beraberce geri döndüler.
Berâ bin Âzib, Resûlullâh ile birlikte on beş ğazveye iştirak eden sahâbelerden biridir. Bunun yanında bâzı seriyelerde de görev almıştır. Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatından en çok etkilenen kişilerden biridir.
Daha sonra birinci halife Hz.Ebû Bekr (r.a) devrinde Berâ bin Âzib mürtedlerle yapılan savaşlara iştirak etmiştir. Hz.Osman devrinde ise cihaddan geri durmayan Ber’a (r.a), Rey şehri ve Tüster’in fethine katıldı

Ber’a (r.a), Hayatını Cihad Etmek Hadis ve Fıkıh Dersleri Vermekle Geçirdi

Ber’a (r.a), Hayatını Cihad Etmek Hadis ve Fıkıh Dersleri Vermekle Geçirdi

Hz.Ali devrinde onun maiyetinde Cemel, Sıffın ve Nehrevan gibi birçok Savaşlarda bulunduktan sonra Kûfeye yerleşen Ber’a (r.a), hayatını cihad etmek hadis ve fıkıh dersleri vermekle geçirdi.
Berâ bin Âzib, Resûlullâh (s.a.v)’ın sünnetine çok düşkündü. Onun sünnetini yapmaya azami ğayret sarf ederdi. Resûlullâh (s.a.v)’ı ne zaman ansa, gözleri su gibi yaşlarla dolardı. Zira Resûlullâh (s.a.v)’ı çok severdi. Etrafında bulunan herkese Onun ahvâlini ve hareketlerini, büyük bir zevk ve heyecan içinde, huşû duyarak anlatırdı.
Berâ bin Âzib, Resûlullâh (s.a.v) başta olmak üzere, Babası Âzib, Hz.Ebû Bekr, Hz.Ömer, Bilal-i Habeşi ve dayısı Ebû Bürde bin Niyar’dan hadis rivayet etti. Kendisindende ashâb’dan Abdullah bin Yezid el-Hatmi, Ebû Cühayfe es-Süvai, Tabiilerden Adi bin Sâbit, Sa’d bin Ubeyd ve Ebû İshak es-Sebii ve daha birçokları hadis aldılar.

Rivayet Ettiği Hadisler

Rivayet ettiği hadislerin toplamı 305 tane olub bunlardan yirmi ikisi Sahih-i Buhâri ve Sahih-i Müslim’de müştereken, onbeş tanesi yalnızca Buhâri’de, altısı da yalnızca Müslim’de yer almaktadır. Rivayetlerin büyük bölümü Ahmed bin hanbel’in Müsned’inde bulunmaktadır. 8

Bu rivâyetlerinde büyük bir dikkat gösterir, ve ihtiyata çok riâyet ederdi. Resûlullâh (s.a.v)’in beyan buyurduğu hadisi şerifleri öğrenmek için büyük çaba sarf ederdi. Nitekim:

      “-Biz bütün ehâdis-i şerifeyi Resûlullâh (s.a.v)’den duyardık. Bazı arkadaşlarımız bize onun hadislerini naklederlerdi. Çünkü bazen bu sıra-larda biz hayvanlara çobanlık ederdik!”buyurmuştur.

Berâ bin Âzib, etrafına toplanan ve kendisinden ders tedris etmek isteyenlere yalnız Ehadis’i Şerif rivayet etmezdi. Fıkıh meseleleri ile Kûr’ân-ı Kerim’i’de öğretirdi. Bu itibarla etrafına tabiinin ekabirleri toplanırdı. Bazen de ashâb-ı kirâmın ileri gelenleri onun sohbet meclisine iştirak ederler di.

Berâ bin Âzib’den Rivayet Edilmiştir

Berâ bin Âzib’den Rivayet Edilmiştir

Kim namazını kılıncaya kadar cenâzeye katılırsa bir kırat ecir, defnedilinceye kadar cenâze ile birlikte yürürse iki kırat ecir alır. Kırat da Uhud Dağı gibidir!
Berâ bin Azib, Resûlullâh (s.a.v)’ın uğrunda canını ve malını feda etmekten çekinmezdi. Onun için Resûlullâh (s.a.v)’e muhabbet, O’nun iltifatına nail olmak hayatta her şeyin fevkın de bir nimetti. Bir gün Ber’a bin Âzib (r.a)’nın meclisinde Resûlullâh’dan bahsedilirken orada hazır bulunan bir zât
Resûlullâh (s.a.v)’in mübarek simaları, bir kılıç gibi parlardı!” dediğinde, Berâ (r.a) hemen atılarak
Hayır! Resûlullâh (s.a.v)’in mübarek yüzleri ay gibi parıldardı!” diyerek cevab vermiştir.

Kûr’ân-ı Kerim Okumak Hususunda Berâ bin Azib

Kûr’ân-ı sesinizle tezyin ediniz!” hadisi şerifini nakletmiştir.
Berâ bin Âzib, Hz.Ali zamanında Medine’den ayrılarak Kûfe şehrine giderek oraya yerleşti. Bu yerleşme çok uzun sürdü. Nihayet, Berâ bin Âzib, Hicrî 72. Miladi 692 yılında seksen küsür yaşlarında iken Mus’ab bin Zübeyr’in valiliği sırasında Irak’ın Kûfe şehrin de vefât ederek oraya defnedildi. Kabri Kûfe’dedir.
Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)



Facebook Yorumları